Lulu. Self-Publishing. Free.  Community | Publish | Buy |
Shop for: 
View Cart  View Cart | Browse (Log Out) | Help 
Author Info
serkan ışın

Log in to view email
www.zinhar.com


Store Description
Zinhar.com's book store with free pdf books of visual poets of the scene. You may download series of books in pdf free of charge. Find more information, texts and works at www.zinhar.com.

Recent Blog Posts

Derya Vural: Görsel Sindirim

serkan ışın in serkan ışın's Blog
Sunday 14 of January, 2007
John Berger sorar: "Görünen şeydeki anlam nedir?" ve cevabı hemen verir: "Kendini durmadan değiştiren bir enerji türü"(1)

Kendini durmadan bakış ile değiştiren bir enerji türü olarak görüntü, ışığın ve gözün arasında hapsolmuş, tuhaf bir yaratıktır. Anlamı önceden belirlenmiş her şey, göz için kılavuzun (estetiğin) alanında farkedilecekleri anı bekler. Olasılıklarla, sözlüklerle, olmadık ilişkilerle orada oldukları andan itibaren önce ılık bir ışık tarafından ziyaret edilirler, gözümüz daha sonra gelir.

Derya Vural, görsel sindirim


Berger bakmak'ı tekrar tanımlar: "çizgilerin, sınırların, sınıflandırmaların, kendine verilen adın dışına taşan herşeye."(1)

Böyle bir bakış ne kadar mümkündür ve bakış'ın niceliği ile bakılanın niteliği arasında kurulması algı tarafından emredilen şeyler arasındaki hassas terazinin ölçü birimleri o kadar inceltilebilmiş ve çeşitlendirilebilmiş midir?

Alıştırma, şair için şurada başlayacaktır: Makinalaşmada. Derya Vural'ın "görsel sindirin" serisi, yapan elin çeşitli mekanik ve organik basamakları tıpkı bir duyarga edası ile işlediği görüntülerden oluşuyor. Bunların arasında bakan göz için "enerji" sığaları yaratılmışsa da, işçilik daha çok negatif alanda çalışır. Sonradan tersine çevrilmiş renkler de işlerin kendi doğalarının parçalarıdır.

"görüldü" yazan bir mührü alıp, gelişigüzel şekilde kağıdın üzerinde çeşitli tonlarda basabiliriz. Gerçekte bunu gözlerimizle yaparız. Görür, tanır, algılar ya da algılamaz, geçeriz. İlk darbe kağıdın üzerinde yerleştikten sonra, şair-makina için ilk yırtık da açılmıştır. Ressam gövdesini de işin içine katmaktadır, görsel şiirde ilk kez şair, gövdesini, gövdesine söz geçirebildiği her hareketi kağıt üzerinde işaretlemek, izini çıkarmak için göreve çağırılır, gerçek-zamanlı olarak. Bu çağrı, artık bir mürekkep lekesinden öte, bir Siren olan ilk işaretin peşinden sürüklenmekten başka birşey değildir.

basit bir bilgi: şeylerin renkleri dalga boylarına göre belirlenir ve bunların her biri "görülebilirlik alanı" içinde yer aldıkları sürece bizler tarafından algılanır.

Şair için görülebilirlik alanı, arkeolojik bir kazı alanı (3), anların ve kelimelerin çakıştırıldığı bir kaza/anlam/deney pistiydi. Sözcüklerin belli bir tonları, şekilleri ve mesajları vardı. "ama" kelimesinin bir şekli, bir sesi vardır ama bir görüntüsü yoktur. Ya da bir gösterge olarak ama, sadece yazının içinden türetilmiş bir çözümdür.

Rilke "ne kadar bağırsam da, biliyorum, melekler duymayacak sesimi" demişti, ama meleklerin bizi görmediği konusunda hiç bir kesin bilgimiz yok. Görülebilirlik kategorisini fark ettiğimiz andan itibaren hem Batı modern sanatının köküne hem de şizofrenin kenalarına doğru ilerleriz (ki kimi yerde bunlar birbirlerinden farklı değildirler, tarih içinde). Estetik Yüce'nin yaratılması işte o büyük gözün, evrenin ucunda sallanıp durduğunu düşünmekten geçer.

Görünen şeydeki anlam, muhayyilenin arkalarına tıkıştırılmış bir gösterge-üretecinden ta çocukluğun karanlık dakikalarından bu yana geçirilip, kısacık bir sürede tanıdık kılınır.

Şair-makina olarak görsel şair, görülebilirlik alanındaki enerji yüklerini renkler, tonlar, spektrumlar, dalga boyları ve karmaştırımlar üzerinden yeniden okur. Bunları yaparken kağıdın ortasında, okunabilir bir birim olarak kalan "izi" yazının aşırılaştırılması pahasına takip eder, edecektir.

Yazı bir süreçtir, şiir de öyle. Şiir metni, yazıldığı zaman içinde değil, daha sonra okunduğu zaman içinde anlaşılacağı için düzenlenir, yapı bundan ibarettir. Topolojik ve tipolojik olarak da başka birşey değildir. İlk dize, ilk kelime ve daha sonra aşağı doğru süzülen akış, son kelimeye geldiğinde hala anlaşılabilirlik sınırlarındadır. Şiirde zamandışı sadece temsil edilir, gösterilmez. Oysa yazı, çoğu kez bizim için yazmanın zamandışında ikamet etmektedir. Herhangi bir t1 anından itibaren tsondize anına kadar geçen zaman, bizim için geçmiştir. Resme bakarken (4) zamandışına düşer gibi oluruz. Öyle bir bulut olamayacağı gerçeği ile yüzyüze bırakmayız resmi, öyle bir bulut, öyle bir ev, öyle bir duruş, öyle bir yüz olup olmaması bizi ilgilendirmez hatta.

Derya Vural, bize yazının zamandışına doğru attığımız enerji aralıklarını, bir makina edası ile gösteriyor. Bu işlere bakarken orada hiç olmamışa bakıyoruz. Tanıdık olanlar üzerinden, yabancı hale getirilmişin estetiğine.






Posted on Sunday 14 of January, 2007 [15:46:52 UTC]

Lulu is an advocate for global consumer privacy rights, protection and security.
Member Agreement   |   Privacy Pledge